Tipadam Dizi ve Film Yorumları

IMDb 7 Üzeri Filmler
22 Haziran 2015 Pazartesi

Sübliminal (Bilinçaltı) Mesajları ile Beyin Kontrolü! -İlluminati Gerçeği-

''Selam oradaki.'' dedi TipAdam.

Yataktan yeni kalktığı için kıvırcık saçları yine dağınık; enteresan bir hal almıştı.
Kahvaltı etmemişti kii edecek bir şey de bulamıyordu.

Çaktırma dedi karşısındakilere, o artık spor yapıyordu ve ona uygun bir yaşam tarzına bürünmeliydi! Ama nerdeee...

Gene sabaha karşı uyumuş ve öğlenin 12:21'inde kalkmıştı. Peki ya bu adamı ne dürttü de kalkar kalkmaz direk yüzünü yıkayıp, kahvesini hazırlayıp; leptop'unun başına geçmişti? İşte yine dehşet verici bir yazıyla daha sizlerle olmanın heyecanını yaşıyordu o adam; TipAdam.

Heyecanlıydı heyecanlı olmasına da, dünden kalma olduğu içinde midesi fazlasıyla kavruluyordu, evet aynen öyle 'açtı!' o. Müsaadenizle değerli dostlar, iki dilim kepekli ekmek yeyip geliyor hemen sizinki..

--- 

Ve evet geldi.

''Hoş geldi'' dedin diye umdu.
Ama ''Hoş bulduk'' demedi.

Çünkü hiç de hoş şeyler olmuyordu bu pis Dünya'da.

Ama önce,

Tanrı inancı olan her dindeki (Eski Mısırlılar falan da dahil) ''Deccal'' benzeri ögeleri hatırlatmak istedi. Evet yanlış duymadın, Deccal dedim; sende heyecanlandın öyle değil mi?

Yer yüzüne inecek olan bu şey, insan kılığında olacak bir şeytandı. 

Yarattığı havayla, insanları bir bir kendine köle edecekti. Ve yeryüzüne inecek olan bir kurtarıcı onu al aşağı edecekti. İslam'a inanan kişiler, kurtarıcının İsa olduğunu bilir.

Ve sen.

Fanatizmin kölesi olmuş, aşırı bir hayranlıkla bir oyuncuya, şarkıcıya, yazara bağlı olan sen.

Daha doğaüstü olacak olan bu şeytan, yeryüzüne indiğinde ne halt yiyeceksin?
Sen, şimdiden zayıf bir mahlukatsın. Farkındasın öyle değil mi?

Sevdiğin şarkıcının, oyuncunun, futbolcunun, onun, bunun, şunun minik birer kopyasısın. Hepsinden popüler kültüre dair bir şey kapıp, kendini sana annenin ve babanın verdiği isimle çağırmaya devam edemezsin. Çünkü sen, kendin olamıyorsun.

Bazı arkadaşlar eminim ki şahs-ı muhteremime küfürler edecek. Alıştık artık, o küfürleri yemekten; ben onlara inat yazmaya, onlarsa bu inadıma rağmen küfretmeye alıştık.
''Bre zerduş, sen ne anlarsın lan hayranlıktan, fanatizmden'' diyecekler.

Twitter fenomeni Fuat Avni'nin de dediği gibi; Korkma titre! Titre ve kendile gel.

İnsanlar gördü TipAdam.
Haberlerde, çevresinde ve internette.

Beyinlerinin mahvolduğuna inandı.


Geçtiğimiz günlerde bir kasırga meydana geldi, hatırlarsan. Gerçi aradan 3-4 yıl kadar geçti ama yine de yakın tarihe ait büyük bir olaydır ve unutulmaması gerekmektedir. (Sustur şu kalbini, HAARP ile ilgili bir şey yazacağım diye heyecanlanma. Yazmayacağım çünkü. Ama şu an için yazmayacağım; bakarsın ileride onun için de ayrı bi konu açarım, fena olmaz öyle değil mi? Ah şu İsrail ah...)

Kasırga Irene.
ABD'yi yerle bir etti.
Birkaç milyon kişi, bölgeden uzaklaştı.

Orada göze çarpan insanlar vardı.

Geleceğin timsali olan insanlar, senin gelecekteki halin olan insanlar, diye düşündü TipAdam. Ve bu yaz vakti şu an bu yazıyı yazarken ''ufak bir kasırga çıksa fena olmaz mı ha?'' dedi gülümseyerek ve tekrar yazının ciddiyetini düşündü, titreyerek kendine geldi.

Bu kişiler, göç etmediler.
Edenler ise, yumurta ağza dayandığına etti.
Son anda yani.

''Beyinleri kısa devre yapmış.'' diye düşündü. Ve şu görselleri elde etti:



Üstteki kare, hortum yanı başlarındayken.



''Uçur beni Irene.''

Irene, onu büyük ihtimal uçurdu. Ama aklı nereye uçmuştu?

Son zamanlarda ''Adrenalin arayışı'' diye yorumlanan bu olayların, gerçekten ''Adrenalin arayışı'' olduğunu düşünecek kadar mısın? Önüne konan her şeyi kabul mü ediyorsun sen?

Yakışmaz.

ABD halkının aptallığı ve cahilliği hakkında yapılmış bir izleti (yabancı sürümü ile video yani) vardı Youtube'da. Mutlaka izlemişsindir. (İzlemediysen de bir bakıver sana zahmet olmazsa)

Hani sorular soruyorlar ve en basit soruya bile Esra-Ceyda kardeşler gibi cevap veriyorlardı.

O izleti, kaç yıl öncesine ait? Ve o noktanın sonrası, mantıken bu olmalıydı. Ama imkansız gelmiştir o zamanlarda sana.

Bir klişe: İmkansız diye bir şey yoktur. Gördüğün gibi oldu.

ABD halkının bir kısmının resmen beyni hasara uğramış. Hangi akıllı insan, insan olan insan böyle bir aptallığı yapar? 

TipAdam, adrenalin bağımlısıdır.
Lunaparkta gondola 4 kez üst üste biner. O derece.
Ama bu...

Kocaman bir aptallık!
Geri zekalılık!
İntihar!

Ve bu kişiler içinde ölenler de var büyük ihtimal. Şunlara bak ya:




Bunların kafasından istiyorum ben.
Ne içmek lazım, ne yemek lazım bilen varsa telefon numaram 534-660 bipbipbiribip bip.

Eğlence düşkünü dünya. Manyaklığın moda olması. Bana kalırsa, yayınlanan o semboller ve mesajlar gibi şeylerle, elektronik çiplerle ve diğer başka yollarla, insanları getirecekleri son nokta bu.

İnsanları muz görmüş maymun gibi yapıyorlar.
İnsanları asimile ediyorlar.
Kültürleri yok ediyorlar.
Yok olan kültürler yerine, başka kültürler icat ediyorlar.
Tüketim canavarı yapıyorlar.
Çizgi filmlerdeki hipnoz olmuş insanlara çeviriyorlar, hani gözlerinde dalgalar döner ya böyle.

Anne babanız mutlaka anlatmıştır veya yaşın büyükse sen de biliyorsundur, bayramdan bayrama kıyafet alınır ve alınan yeni ayakkabılar yastığın yanına konup uyunurdu.

Ayağa kalk. Ayağa kalk ve gardırobunu aç seni pislik!

1, 2, 3.... Ne kadar kıyafetin var?

Önceki zamanlarda insanlar insan değil miydi? 

Bir iki kıyafetle, ter temiz, pırıl pırıl, ütülü falan yaşanıyordu.

Ne olduk yahu biz?

Bir gece uyuduk. Kanımıza aşıladılar tüketim canavarlığını. Derdimiz ne? Kendimizi Ayşe'ye, Fatma'ya, Mehmet'e, Ahmet'e beğendirme çabamız niye?

''Ay benim öyle bir derdim yok vallahi''

He o zaman kara kaşın, kara gözün için süsleniyorsun.

''Kendime saygım var.''

Kişiliğine saygın nerede? Ben de suçluyum bu konuda. Ben de tüketim canavarıyım bir nevi. Gereğinden fazlasını istiyoruz. Gereğinden fazlasına ihtiyacımız varmış gibi hissediyoruz.

İmkan çok, ne yapalım, diyeceksin.

Eskiden insanların imkanı yoktu diye varsayalım, az kıyafetleri vardı. Ama bizden daha bakımlı, daha temizlerdi.

İmkan fazla diyoruz ya, su bile ayağımıza kadar geldi. Ama haluk otobüsüne bir biniyorsun, bir de iniyorsun. Aradaki zamanı hatırlamıyorsun ter kokusundan. E hani imkan vardı?

İmkan çokluğu yüzünden bu kadar kıyafetimiz vardı?

Hayır.

Bu Pollyannacılık. Biz, tüketim canavarıyız.

Neyse.

TipAdam, çoğu kişinin haberdar olduğu bir konudan bahsedecek sana.

Sübliminal mesaj. Heyecanlandın mı? Şahsen ben heyecanlandım, çünkü daha dün gerçekleşen bir olayı da anlatacağım size; hemde bildiğin ATV ekranlarından yansıdı milyonlara! Hazır mısın? Başlıyoruz!

Ama yabancı kelimelerin Türk kültürünü ve Türklüğü yok ettiği Atatürk tarafından kanıtlanmış olduğu için ve Ata'sının da her kelimenin Türkçe'sini kullan çağrısına uyacağı için, Sübliminal mesaj demeyecek hiç. Bilinçaltı mesajı diyecek ona. (Mesaj yerine ileti kullanmak lazım ama neyse.)

Bu mesajları bilmeyenler olduğu gibi, bilip inanmayanlar da var.
Ama TipAdam inanıyor.

Çünkü beynimiz, gerçekten de kusursuz.
Bunu herkes biliyor.

İnsanlar, beyinlerinin % de bilmem kaçını kullanır demeyeceğim. Çünkü beynimizin bir kısmı kullanılıp, diğer kısmını çöpe atmıyoruz. Araştırmalar bunu gösterdi, beynimizin tamamını kullanıyoruz. Ama beynimizi istemli olarak kullanabildiğimiz yüzdelik az.

Beynimiz, yaşamsal etkinlikleri gerçekleştirmek cart curt, o Mehmet, şu Elma, yol düz, karşında köpek var derkennnnn, tamamını kullanabiliyor.
İstemsiz de çalışıyor.

Düşünsene, şimdi nefes al, şimdi mideyi çalıştırayım, ay dur bir yandan da kalbim kan pompalasın derken salağa bağlardık.

Peki ne alaka şimdi değil mi?

Ben sana beynin kusursuzluğunu anlattım, işte TipAdam'ın savunduğu olay da bu. Beynin bir şeyi gördüğü anda, onu bir şeylerle bağdaştırıp sana kolaylık sağlamayı amaçlıyor. Ve o şeyi sürekli görürsen de, bir daha zaman kaybı yaşamayıp bağdaştırdığı şeyi bilinçaltında tutuyor.

Mesela birinin görüyorsun, ''Sen birine benziyorsun, dur çıkaracağım.''
Zaman geçer...

Beyin, teker teker hafızayı tarar. Odaklanırsın. Ve:

'' He sen bizim Göbük Emin'in yandan çarklı oğluna benziyorsun ya!''

İşte beynin bu istemsiz işleyişinden faydalanan alçaklar, insanları psikoloji bilimini kullanarak kontrol etmeyi de amaçlıyorlar. Belki o kasırgada gördüğün kişiler, bu sayede coştular.

Kırmızı renk uykulu.

Kırmızı rengin beyinde uyandırdığı şeylerden haberdar mısın?

Şimdi beyninden türlü sallamalar geçiyor muhtemelen.

Kırmızı renk, açlık hissi uyandırır. Acıktırır. Kanıtlanmıştır.

Peki...

Sarı ve turuncu renkleri?

Sarı, dikkat çekicidir.
Ve turuncu ise tamamen bir hipnoz rengidir. Beyni hipnoz edici özelliği sayısız araştırmalarla kanıtlanmış. Ayrıca turuncu da dikkat çekici imiş.

Yani sarı ve turuncu, ikisi de ''Ben burdayım!'' diyor.
Taksiler bu yüzden sarı veya turuncuya çalan bir renkte. Diğer araçların içinde seni kendisine çekmek için.

O zaman şuna bakmaya ne dersin?



''Karnın acıktı, yemek 'buradayım ben' diyor.''

Gördüğün gibi, amaç sende açlık algısını oluşturmak. Yavaştan acıkıyorsun öyle değil mi? Vay bee McDonald's, nelere kadisin..

Yani, Tüketim canavarısın artık cınım. McDonald's ın yeni de bir müşterisi.

TipAdam bununla kalmadı, bir bilgi daha ekledi. İlk paylaştığım logoyu yan çevirmeye ne dersin?


Büyükçene bir B harfi.

Bir aralar bir Baphomet vardı, sağlığı nasıl onun?

TipAdam, bilinçaltı mesajları demişti. Bu renk olayı falan, doğrudan bilinçaltı mesajıdır.

Ancak bilindiği üzere, bilinçaltı mesajları ağırlıkla ''Seks'' üzerine kuruludur. Zaten çoğu bilinçaltı mesajı, ''Seks'' ibaresi veya sözcüğünü taşır.

McDonald's ın çoğu kişi tarafından bilinen bir bilinçaltı mesajı var:


Bu görsel, internette dolaşıyor zaten. Resmi görünce gözlerin bi an açılıp ''lan!'' dedin mi yoksa sende?

Kadın beyni, bunu görünce hormon salgılatabilir.
Erkek beyni de aynı şekilde.

Ve sen.

Beynine senden habersiz gönderilen bu uyarılarla, yine tüketim canavarı olursun.

McDonald's tüm dünyada dana eti kullanıyormuş. Domuz eti yokmuş ürünlerinde. Neden?

Hepimizin bildiği bir olay var.
McDonald's Yahudi işi diye duymuşsundur. Yahudilere de domuz eti haramdır.
Bu yüzden her yerde dana eti kullanıyorlar.

Sadece bu da değil.

Bu yazıyı okuyan her kişinin, çok çok büyük ihtimalle Tom ve Jerry izlediğini düşünüyor TipAdam.
Hatta izlemeyen yoktur diye de düşünüyor TipAdam.

''Hayır olamaz Tom ve Jerry de mi?''

Eveet cınım.



Görüldüğü üzere masada bir piramit vardır.


O piramit yanıp sönmeye başlar ve kodoman amca hemen masadan kalkar.


Masanın önünde, ışın cihazının yanı başında diz üstü çöker.


Ve Baphomet (şeytan) gelir.


Biter mi? Bitmez. Bir de ona tapılır.



''Hayır ya olamaz!''

Olur cınım:

Allah'tan bu çizgi film 2010 yılına ait. Yani geçtiğimiz döneme dönük bir şeyler yok sanırım.
Yani çocukluğundan hasara uğramadın pek.

Yani biraz oh çekebilirsin.
Ama gevşeme.
Hata yaparsın.

Ne yapabiliriz konusuna gelince. Öncelikle korkmayın. Çünkü kullandıkları araç ''korku''. Televizyon denen gizli hipnoz aracından kurtulmaya çalışın. Pazartesi, Salı.... Her günün dizisini ezbere bilen insanlar tanıyorum. Oturup ailenizle bir iki lak lak edin bunun yerine.

Her izlediğiniz, her okuduğunuz şeye lap diye inanmayın. Araştırın. Değerlendirin. Kitap da olsa gazete de olsa bu iş böyledir.

Bir siyasi partinin sonsuza dek kölesi olmayın mesela. Fikirler yenilenir, değişir ve zaman zaman da çağın gerisine düşer. Başınızda sizi yöneten adamların oyunlarına karşı gözünüzü açık tutun, sessiz kalmayın. 

''Atatürk sabetaycıymış.''
''Asker, 40 şehirde darbe planı yapmış.'' falan fıstık.

İnanmayın böyle şeylere, bir araştırın, görün, değerlendirin.

Samimiyetsizlikleri fark edin. Farkı fark edin.

Devam edelim.

TipAdam pes etmez. Birkaç çizgi filmden daha bilinçaltı mesajlarını aktarır:




Daha fazlası TipAdam'ı aşar. İnternette bolca döküman mevcut bu konuda.

Çocuklara ne izlettiğine dikkat et.
Basit gibi de gözükse çizgi film, hayal dünyasını genişletmeyip, gelecekteki dünyasını yerle bir edebilir.
Kurtul yahu şu televizyon illetinden!
Kurtul seni zayıf kılan bağımlılıklarından, aşırı derecedeki hayranlıklarından. Altını çiziyorum, aşırı derece hayranlık.

Bağımlılık demişken, bir noktaya atıfta bulunmak istiyor TipAdam.

Facebook.

Sosyal ağlar arasında, Türkiye'nin başının belası bu internet sitesi.
Dememe bile gerek yok sanırım bunu?

Saatler Facebook'un başında harcanıyor, kimileri tarafından.

Ve pek çoğu da, benim Facebook kullanırken yaşadığım hissi yaşamıştır: Lanet, pis bir tembellik. Pişmanlık. Ve eziklik.

Boş zamanında kitap açıp okumak varken, gazete kurcalamak varken, arkadaş/aile muhabbetlerine girmek varken...

Dur ben bir Face'e gireyim.

Annenin karnına gir ve orda kal tamam mı senin s.k kafalı?
Oksijeni karbondioksite çevirmekten başka ne halta yararsın sen?

Kölelik bitti. 

Tabi cınım. Bu ne o zaman?
Demokrasi algısının arkasına gizlenmiş çağdaş kölelik sistemi. 

Facebook'un kuruluş amacı nedir bilen var mı?

Facebook, Mark adlı asosyal biri tarafından kuruldu.

Mark, arkadaş çevresi tarafından dışlanan bir tıfıldı.
Kimse onunla konuşmuyordu.
Eziliyordu.
Kimse bir şey anlatmıyordu ona.
Partilere davet edilmiyordu.
Kabul görmüyordu.

Ve...

Okulunu kapsayan bir arkadaşlık sistemi kurdu.
Sonra ABD'ye.
Sonra dünyaya açıldı, o pencere.
Güzel fikir, değil mi?

Ve şimdi milyonlarca arkadaşı ve kullanıcısı var.
Her haltını bildiği arkadaşları var.
Kimin kimle çıktığını, kimin kimle nerede buluşacağını, kimin hangi sınavdan ne not aldığını, kimin hangi şarkıcıya hayran olduğunu, kimin kimden nefret ettiğini anında öğrenebilir.

Ve sen, saniyeler içinde çözülmüş olursun.
Saniyeler içinde öğrenilecek kadar ucuz biri olduğunu düşünüyor musun?
Asosyal Mark'ın, sosyal olduğunu sanan kullanıcıları/arkadaşları.

Facebook'un diğer kölecil unsuru ise, gençleri ego düşkünü yapmak.
Bir durum girdiğinde veya bir şey paylaştığında, millete kendini ağırdan satma çabası diyebiliriz buna. Veya klavye delikanlılığı.

Arkana yaslanıp düşününce, Facebook'ta ne derece malötesi şeyler yaptığının farkına varabilirsin.

Ve Facebook bu derece güçlü bir ağ iken... Vampirler boş durur mu?

Facebook'un bilinçaltı mesajı:


Yeni neslin neden bazı konularda erkenci olduğunun nedenlerinden biri bu olabilir mi?

Facebook'un giriş sayfası olan bu yerdeki bu mesaja, Allah bilir kaç bin kere maruz kaldın?

Bilinçaltı mesajı bu. Fark edilmesi gerekmez. Beyin, görselleri kendi içerisinde birleştirip, bir şeyleri kendisine yerleştirir. Görüş alanına girmesi yeterli.

Bazı sayıların sana renk çağrıştırması gibi bir şey bu. Veya bulut şekillerinin. Beynin sinyal verir gördüğü anda, ama sen bir şeye benzetmeye çalışmadığın için veya odaklanmadığın için somut olarak algılayamazsın.

Ve sen bu mesajı alarak, benliğinden parça kopardın.

Yetmedi mi, ya da bu mesajı zaten biliyor muydun?

Al o zaman, Facebook'un kurucusu Mark bir televizyon programında, ceketini çıkartıyor:






Ceketin iç yüzünde bir logo var. Çok cici ve çağdaş bir tasarım. Hmmm. 

İşte o ceket ve o Facebook logosu:



TipAdam sorar: ''Yetmedi mi?''


Ve uykulu cevap verir.

''Yetmedi!''

Yuh demeye kıyamaz TipAdam, bu Facebook bağımlısı köle olmuş zavallı bireye.
Ve bir İlluminati kartı yayınlar.

Kartın adı: Güzel Fikir. O Bana Ait.


Arada bağ var mı, ben bilmem.
Beyim bilir.
Hanımım bilir.

Bu kart yönetilmiş ve amaçlanan hedefle ilgili. Sadece bizim zamanımızda kullanılabilir bir eylem olabilir ve İlluminati cart curt.

Hmmm...

Facebook bağımlısı, ay affedersin, Facebook kölesi olmuş uykulu, Çık masanın altından.

Ve kendine gel, ne dersin?
Boş zamanımda yapacak bir şeyim yok diye savunma kendini.
Kitap okumayı sevmiyorum diye savunma kendini. (Her okuduğun kitaba da inanma)

Bir şey bulursun illa ki. Boş zaman yoktur, boşa harcanan zaman vardır sözünü kulağına küpe yapmayı unutmuşsun anlaşılan.

Facebook konusunda insiyatif sizin. Ben bu yazıyı yazsam bile, bin dereden su getirsem bile, sen bunları öğrenmiş olsan bile yine yapacaksın yapacağını.

Eşeğe altın semer vursan yine eşek, yine eşek.

Bana soracaksın, çok konuşuyorsun ama senin de Facebook'un var mı? diyeceksin.

Bir zamanlar evet vardı. Ta ki bu gerçekleri öğrenene kadar; ya da farkına varana kadar diyelim. Bazı pis ellerin esiri olmamak istiyor oluşum yanlış mı? Bu benim kişisel kararım ve yaklaşık 1 yıldır ne Facebook kullanırım ne de ilgi duyarım. Sürekli soranlar da oluyor;

''Yahu nasıl Facebook hesabın olmaz! Neden kullanmıyorsun?''

Sanki çok sıradışı bir olaymış gibi. Gerçi doğru, artık sıradışı bir olay bu benimkisi, çünkü neredeyse herkes onların kölesi olmayı sevmiş durumda! E buna ne cevap verebilirsin? Tabi ki ''gereksiz olduğunu düşünüyorum, çok boş beleş adam var'' deyip geçiştiriyorum. Malum bir başladın mı konuşmaya, durmak bilmiyorlar; çok şey biliyorlarmış gibi...

Facebook'u bırakalım ve gelelim başka mevzuya. TipAdam, başka bir şey daha eklesin şunca yazıya. İlk olarak ATV'nin de bu olayların içinde olduğunu belirtmek ve nasıl bir pisliğin içinde olduğumuzu sizlere göstermek istiyorum değerli dostlar!

Yakın zamanda yayınlanan bir ATV dizisi;


Atv'de yayımlanan ''Diğer Yarım'' isimli dizide eşşşek kadar verilen mesajdır iki saattir anlatmaya çalıştığım sübliminal mesaj. Bu halde aslında sübliminal değil bile diyebiliriz, zira resmen okuyup dumur oluyoruz! Bilinçaltına iş kalmıyor pek. Sol üst taraftaki tabelayı dikkatle inceleyiniz lütfen sayın seyirciler.

Ön taraftaki türbanlı kadını kullanarak verilen mesaj, bu güzide kanalımızın 600.000 TL'lik fukarası Nihat Hatipoğlu'na kadar ulaşmıştır sanıyorum. Eh o zaman sorun yok öyle değil mi? Düşünün biri bu planı ne için koymuş olabilir diziye. Tesadüf sanıyorsanız, sizin doğumunuz da tesadüftür. Ve hala beni kaale almıyorsanız, lütfen usülce defolup gidin bu siteden.

Neyse bunu da geçelim şimdilik, başka bir olaya daha parmak basmak istiyorum!

Ergenlerin ve Türk gençliğinin ifil ifil hayran olduğu Heri Potır.
İşte aşırı hayranlığın ne derece bir pislik ve aptallık olduğunu gösteren bir şey daha.

Yapılan iş kaliteli.
İşlerin arkasındaki zip zoplar ise tam tersi.

Konuya değinmeden önce Da Vinci şifresi adlı olaya değinmem lazım ama.
Bildiğin üzere, bu şifre Kutsal Kase denen şeyin anahtarı.

Kutsal Kase ise çeşitli efsanelere göre, Hz.İsa'nın kanının bulunduğu kase.
Bu Kase sayesinde mucizevi şeyler yapılabilirmiş.

Da Vinci şifresini çözen kişi, bu Kase'ye ulaşabilirmiş.

Ve o şifrenin çözümü hakkında benim için geçerli bir teori var.

Leonardo Da Vinci'nin Son Akşam yemeği adlı ünlü tablosuna bakıyoruz:


Ve bu tabloda İsa, havarileri ile yemek yiyor.
Ama yalnızca bir kadın var.
Sol tarafında.
Sadece bir kadın.

Peki o kadın kim?
Papalık tarafından fahişe ilan edilmiş olan Mecdelli Meryem.

Bu kadın, İsa ile evlenmiş ve bir çocukları dünyaya gelmiş, teoriye göre. Bu konu tartışılır. Buraya kadar verdiğim Hristiyanlık bilgileri, hala tartışılmakta olan bilgiler. İlk kez 1970'lerde gündeme gelmiş, dönemi kasıp kavurmuş ve 2000'lerde Dan Brown ile popüler olmuştur.

İşte birileri, Kutsal Kase'nin Mecdelli Meryem'in rahmi olduğunu düşünüyor. Geçerli sebepleri de var. Çocuk dünyaya gelmiş ve günümüzde de bu soy devam ediyormuş. Kutsal Kase'den faydalanma yolu da bu soy işte.
Şifrenin çözüm noktası ise şu:


Aşağı dönük üçgen.
Yahudi yıldızını görüp, anlamını araştırmamış kişiler, işte bu büyük bir ayıp.

Yahudi yıldızını biliyorsun ama anlamını bilmiyorsun.
Yukarıya dönük üçgen erkeği, aşağıya dönük üçgen kadını simgeler, özellikle pagan kültüründe. Bir çeşit simge, Yahudi yıldızı da bunu kullanmış.
İşte Da Vinci de böyle atıfta bulundu diyorlar falan fıstık.

Zaten aşağıya dönük üçgen, rahim şekline de benzediği için kadın simgesi, bunu da yaz kenara.

Benim değinmek istediğim nokta, kadın simgesi.

Yani sana bu bilgileri aktarırken, ulaşmak istediğim nokta üçgenlerin anlamıydı.
Çünkü bu bilgiler, Tapınak Şövalyeleri tarafından korunduğuna inanılan bilgiler.
Tapınak Şövalyeleri ise masonlukla birleşmiş, Norveç'teki cani bunları söylemiş ve kendisi de Tapınak Şövalyeleri'ne üyeymiş.

Yani senin anlayacağın, Sahte Mesih'in oluşumu için bir taban bilgi hazırlığı olabilir bunlar. Sen sadece üçgenlerin anlamını kavra, gerisi bildiğin ama tamamen benimsemediğin bilgiler olsun. Olsun ki gelecekte zorluk çekme.

Artık o üçgenlerin İlluminati'yi falan çağırması dışındaki tarihsel ve simgesel anlamını da biliyorsun.

O zaman şu görsele bakmaya ne dersin?


Dumbledore'un şapkası ve oturduğu sandalyenin tasarımı yukarıya dönük üçgen.

Ve cicidede, inadına kadehini kaldırıp o karenin tam altına sokuyor. Kamera açısı yüzünden biraz daha solda görünüyor yalnızca.
Kadeh de adeta Kutsal Kase'nin tasviri.

Ve aşağı dönük üçgen yani.

Ve al sana yahudi yıldızı sembolizmi.

Bitmedi, yere bakılır ve üçgen görülür:



Her şeye laf söyleyince kabullenen ama çok sevgili Heri Potır'a laf söyleyince isyan eden bir tayfa var şu an eminim.

İşte. Siz. Bu. Kadarsınız.

Pembe pamuk ipliklerine bağlı bir hayat yaşıyorsunuz.
Aşırı hayranlıklarınızın, fanatizmin, fikirlerinizin kölesi oluyorsunuz. Gücü elinizde tutamıyorsunuz.
Bağnazlık bu yaptığınız.
Ve kölelik.

Kraldan fazla kralcısınız.
Türkçe kaynaklı Harry Potter ifşaları görmedik, sen yazdın diye olmaz bu iş diye düşünecek kadar da zayıf kişiliklersiniz. İngilizce ve Almanca bloglarda daha fazlası mevcut.

Ama ben senin zavallı savunmalarına inat bir görsel daha paylaşacağım, hatta iki, hatta üç, hatta dört:


Yukarıda ismini bilmediğim ama Hogwartscanların yemek yedikleri salon sahnesi:
Ve yahudi yıldızı.

Peki...

Şu görsel neye benziyor, Mısır Güneş Tanrısı Amon Ra'nın sembolü yani?



Heri Potır'ın oyununu oynadığı şu Quidditch adlı oyuna olabilir mi?

Evet, aynısı.

Peki Amon Ra'nın bir diğer sembolü ne biliyor musun?
Diğer yazılarımda ondan da bahsedeceğim.

Ra'nın gözü.

İşte o göz:


Tek göz!
Quidditch'in Ra'nın 2. sembolü üzerinden yaptığı atıf olan Ra'nın en önemli ve birinci sembolü olan gözü, tek gözden oluşur.

Ve Hermonie, yani Emma Watson'dan bir kare:


Güzel kız öyle değil mi? Beğenirim kendilerini. Ihhhmm neyse, konuma dönelim ehehe

Emma Watson'a sormuşlar. Neden böyle yaptınız diye.
Cevap ise: ''Sadece ben değil, arkadaşım Daniel ve Rupert da yapıyor...'' falan diye devam ediyor.

Amanın ya! Çok şekerler.
Fantastik kitap hayranıydım ama artık değilim.
Mart'tan beri değilim.

Uyuttuğunu fark ettim çünkü!
Dünyanı hayallere kurgulayıp, gerçeği yok edebildiğini fark ettim.
Bana bir şey katmadığını fark ettim.

Hayal dünyasını geliştiriyormuş, Pırrrt! Palavra!
Hayallere köle ediyor diyelim.

Ve bu yazımdan ötürü, pek çok takipçi kaybedeceğimi düşünüyorum. Çağdaş sistem kölelerini. Her şeyi eleştirip ses çıkarmayan ama kendisine ait bir şeyi eleştirince zıngıdı zıngıdı bağıran kişileri.

Olsun.

Ben inandığım gerçeklerden vazgeçmedim, vazgeçmeyeceğim.
Gördüğüm şeyleri, kalbinizi esir altına almış zayıf noktanıza alet edemem.

Heri Potır konusunda ifşalara belki başka bir yazıda devam ederim, en manyak ve açık tespitler bunlardı.

Gerçi ne dersem diyeyim, Facebook'un kölesi olunmaya devam edilecek, okunan ve izlenen her şeye inanılacak, Heri Potır'ın esiri olunmaya devam edilecek ama ben bilinçliyim ya! diye millete kendini pahalıdan satmaktan da vazgeçmeyecek birileri.
Pabucumun bilinçlileri.

Gerçi Gaga'nın, Kanye West'in, Pink Floyd'un, Rihanna'nın, Eminem'in, Nicki Minaj'ın illuminati çağrıları yaptığını ezelden beri bile bile dinlemeye devam edenler varken... Bu tür şeylerden uzak durulmasını beklemem, saçmalık.

İşte zavallı olduğumuzun kanıtı.

Ayrıca, çocuk olmayın.
Tek göz yapan, üçgen yapan her kişi İlluminatili olmayacağı gibi; üçgen yapmadı, tek göz yapmıyor diyerek sevdiğiniz kişileri bana pahalıdan satamazsınız.

İlluminati gibi iğrenç ve köklü bir tarikatvari örgütün yalnızca tek gözden falan ibaret olduğunu düşünecek kadar ortaçağ beynine sahip değilsin değil mi?

İlluminatili veya İlluminatililere hizmet etmiş bir kişi ile teması varsa, bu da bir şüphe teşkil eder mesela. Hele bir de İlluminatililer ile ortak çalışmalar yapıyorsa, şüphelerim sertleşir.

Neyse.

Düşman aralıksız çalışırken, sen Facebook'un, hayranlıklarının, fanatizmin kölesi olmaya devam et. Onlar kendilerini geliştirmek için adım adım ilerlerken, sen boş şeyler için kafa yormaya devam et.

Eğlencene düşkün ol.
Manyak ol.
Millete kendini beğendirme çabasında ol.
Boş ol.

Ve en sonunda da gerçekten yok ol, varlığının faydası yok çünkü.

Aman sakın boş şeylerden uzak kalma. Hürrem'in kaçıncı şehzadeye hamile olduğunu öğrenemezsen, Fatmagül'e kaç kişi tecavüz etmiş sayamazsan, Kıvanç Tatlıtuğ'nun adamı nasıl dövdüğünü ve vücudunun ne kadar yapılı olduğunu göremezsen, batı kültürü aşılayan bir dizinin yeni sezonunda ne olup bitecek bilemezsen ne olur!

Kalp mi dayanır o meraka değil mi?

Canım köle, cicim köle.
Arkanda dönen dolapların farkına var da ben zaten bilinçliyim, bana bir şey olmaz ayaklarına yatma.
Sen bilinçli değilsin, sen güçlü değilsin.
Sen zavallısın, sen bitiksin.

Kendine saygından ötürü tüketim canavırısın diyelim,
Kişiliğine saygından ötürü de bu canilere canavar olmaya ne dersin?

Uyandığını sanıyordum. Meğersem sen bana ''5 dakika daha'' demişsin.
Servis kornaya basıyor, sen daha elini yüzünü yıkayacaksın.

Muhtemelen devam edecek.

Bendeniz TipAdam, öperim gözlerinizden..

İyi takipler.

Anahtar Kelimeler: Sübliminal mesaj nedir, Bilinçaltı mesajları ne işe yarar, illuminatiye dair her şey, illüminati hakkında blog yazıları, atvnin sübliminal mesajı illüminati göstergesi midir, atv ve illümitani, sex yazısı facebook, facebok illüminati, beyin kontrolü hakkında yazılar, bilinçaltı mesajı, facebook'un zararları, ganzfeld, harry potter, illuminati, parapsikoloji, sübliminal, zihin kontrolü, çağdaş kölelik, çizgi film illuminati, harry potterın illuminatiyle ilgisi, diğer yarım dizisindeki bilinçaltı mesajı
Sübliminal (Bilinçaltı) Mesajları ile Beyin Kontrolü! -İlluminati Gerçeği-
  • Site Yorumları
  • Facebook Yorumları

4 yorum:

  1. Açık sözlü olayım, ben 13 yaşındayım. 1 yıl kadar önce arkadaşımın facebook'u yok diye ona ezik gözüyle bakardım. Meğer ben zavallıymışım. Bunları okur okumaz hemen facebook hesabımı kapattım. Televizyon izlemiyorum, her ne kadar sıkılsamda elbet bir şey bulurum zamanı öldürmek için. Gerçi ben zamanımı öldürürken birileri de biryerlerde ölüyor bunun da farkındayım ancak yaşım gereği şimdilik sadece kendimi koruyabilecek güçteyim.

    Eskiden çok koyu bir Lady Gaga hayranıydım, aman illuminatiymiş masonmuş fasa fiso hiç dinlemezdim odamı posterlerle doldurur albüm almak için para biriktirirdim. Ne zaman şu olaylar açığa kavuştu, odamdaki posterleri çöpe attım. Albümleri kaybettim sanırım nerede olduklarını bilmiyorum :D Şu sıralar acayip Eminem dinlemeye başladım. Adamın tavrı ve donuk donuk bakışlarını hiç sevmiyorum ama şarkıları hoşuma gidiyor. Girdim bu bloga ve Eminem in illugerizekalıya döndüğünü öğrenince kahroldum :D Bari sen yapmasaydın dedim. Şarkısında I am not afraid diyordu da ne oldu şimdi acaba? "I lied" oldu.

    Neyse, yazılarınızın devamını bekliyorum.

    YanıtlaSil
  2. Off snane be salk28 Mart 2016 15:04

    Diğer Yatım dizisinde böyle bir sahne olmadı. Bu YALAN

    YanıtlaSil
  3. Oldu bir kere

    YanıtlaSil
  4. Ben 13 yaşındayım ve annemin öğütleri sayesinde hiç ama hiç bir facebook hesabım olmadı bunları o facebookta online olan arkadaşlarIMA anlattığımda şok olcaklar

    YanıtlaSil

Yorum yaparken dikkat edilmesi gerekenler;

1. Türkçe yazım ve dilbilgisi kurallarına uyunuz.
2. Hakaret içeren yorumlarda bulunmayınız.
3. Yorumlarınızın konu ile alakalı olmasına çalışınız.
4. Yorumlarınızda yasa dışı hiçbir bağlantı linki vermeyiniz.
5. Yorum Formunu doldurduktan sonra Profil Seç -> ADI/URL bölümünden isminizi yazıp yorum yaparsanız size karşı bir hitap şeklimiz olur.
6. Kurallara uymayan yorumlar silinmektedir...

Top