Tipadam Dizi ve Film Yorumları

IMDb 7 Üzeri Filmler
21 Temmuz 2014 Pazartesi

Uğur Mumcu Neden ve Nasıl Öldürüldü? Katil Kim!

Selam oradaki,

Yine siyasi bir konuyla sizlerin kafasını şişirmeyi planlamaktayım. Bu sefer ne masonluk, ne sübliminal mesajlar ne de illüminati; tüm olayım müthiş bir gazeteciye ait olacaktır.

Belki yine bir yerde sıkılacak, kafanız karışmaya başlayacak ve bana içten içe saydıracaksınız ancak bu sefer yazacaklarımın hepsini sizde bilmektesiniz aslında. Bilmektesiniz de, bilmek istemiyor ya da konuşmak istemiyorsunuz. Ama bu sitede, bizler; değerli olan her şeyi ''sonuna'' kadar yaşatmasını bileceğiz!

Yazımın sonunda da çok özel bir ''şiir vari'' kısımla sizlere veda edeceğim. Yazının bazı kısımları sizi sıkacak olsa da, sonuna gidip; o özel kısmı okumanızı rica ediyorum. Taraflı, tarafsız fark etmezsiniz o kısmı okuyun lütfen. Ayrıca objektif olamayacak olan herkesi de şimdiden blogumdan defetmek istiyorum! (Bu sefer oldukça sakinim, küfürsüz bir yazı olması için elimden geleni yapacağım).


Uğur Mumcu suikasti; evet suikast diyorum, ilk defa bir infaz bu kadar açık yapıldı maalesef. 24 ocak 1993 yılında gerçekleşen, bu ülke için çok değerli bir gazeteciyi kaybetmemize neden olan canice bir olaydır; kısaca özetlememiz gerekirse pek tabi. Bir yıl sonraki yürüyüşte, 1994 yılı, 24 ocağında binlerce kişi isyandaydı. İnsani özellikleri olan birinin aklının almadığı bu tür canice ölümlerin olmaması, daha güzel bir ülkede yaşama ümidi taşıyan, sesini çıkarabilen, tepki gösterebilen kişiler arasında yeni ameliyat olmuş, hasta yatağından kalkıp koltuk değnekleriyle yürümeye çalışan 20 yaşında bir genç kız da vardı. Hala ümidi vardı ülkesinden. Hemde bu ülkeden; ne yazık öyle değil mi?

Sonra noldu peki o kıza? Bir yıl sonra o canım ülkesindeki trafik canavarı onu da aldı gitti. Ağıtlar yakıldı. Sürücü %100 hatalı bulundu ancak 19 milyon ağır para cezası ile kurtuldu. Üstelik 3 kişiyi öldürmüştü; söylemesi ne kadar kolay öyle değil mi? Ülke sürekli kötüye gitti, insanların açlığı ve sefilliği arttı. Üstelik onlarca yıldır nice insan çok daha ağır bedeller ödemişti bu günlere gelmemek için, insanca yaşayabilmek için. 2007'de başka bir gazeteci daha öldürüldü, yine kahpece.. Ve bu pislik hızını kesmeden devam etmekte! Say say bitmiyor ne yazık ki...

Gerçekten büyük gazeteciydi kendisi. Format angaryasından doğan tanım faslımızı başımızdan savdıktan sonra asıl mevzumuza girelim (Çok uzun yazılar yazmam pek talep edilmiyor da, insanlarımız maalesef kolaya kaçar olmuş artık; aah ahhhh).

Şimdi size Uğur Mumcu'nun 24 ekim 1975 tarihindeki seçim sonrası köşe yazılarından birini aktarıyorum. 



''Eğri oturup doğru konuşmak ... 

Seçim yorgunluğu geçtikten sonra, partiler iç bünyelerine dönerek bazı değerlendirmeler yaparlar. Bu değerlendirmelerden sonra, gelecek seçimlere yönelik bazı öneriler konuşulur, birtakım ilkeler saptanır. Bu değerlendirmeler özellikle CHP için son derece önemlidir. 

Türkiye'de demokrasinin gelişimi, CHP'nin tek başına iktidar gelmesine bağlıdır. ülkemizde sağ oylar azalmaktadır. Azalan sağ oyların bir kesimi CHP'ye akmaktadır. CHP dışındaki solun büyük bir bölümü, soğukkanlı değerlendirmeler yaparak, bu seçimlerde CHP'yi desteklemiştir. Seçim sandıklarında, CHP dışındaki solun azımsanamayacak oyu vardır. Bugünkü görünümle, CHP bir birikimin mirasçısıdır ... 

12 mart muhtırası,CHP'yi ikiye bölmüş, bir kısım chp'liler faşizmin siyasal kadrolarını oluştururken, Ecevit'in liderliğindeki bazı CHP'liler de "Sunay-Tağmaç-Erim" üçlüsünde rengini ve kişiliğini bulan "ara rejim" e var güçleriyle karşı çıkmışlardır. 

Ecevit'in bu haklı ve bilinçli tavrı, Türkiye'de demokrasi aşamasında, çok önemli bir kilometre taşı dikmiştir. Dikilen bu kilometre taşı, zaman zaman 12 mart döneminde derece derece sorumlulukları olan asker-sivil yöneticilere parti kapılarını açmakla yara almıştır. Fakat, genel bir değerlendirme yapılırsa, Türkiye'de "sosyal demokrat" akımın etkili ve güçlü bir liderin sürükleyici gücüyle, günden güne geliştiği söylenebilir. 

Ancak görünen odur ki, CHP'nin öteki yöneticileri partiyi Ecevit'in itici, yaratıcı, sürükleyici gücüyle ayakta tutmanın rahatlığı içindedir. parti içinde bir kadro çalışması şimdiye dek, sağlam temellerle kurulmuş değildir. parti yönetimi ile basın arasında köprüler de gereği gibi kurulmamıştır. Şu kadarını izninizle söyleyeyim: genel başkan Ecevit'in basın toplantılarının birçoğu, zamanında ajanslara iletilememiştir. Seçim gezilerinde kürsünün nereye kurulacağını, otobüsün nereye park edileceğini bile Ecevit kararlaştırmaktadır. 

Ecevit'e duyulan güven, korkarız ki bir ölçüde parti yöneticilerini rahatlığa itmiştir. Bu rahatlığın açacağı sorunlar, herhalde önce CHP'yi zedeleyecektir.

CHP parlemento içinde en çok sandalyeye sahip bir partidir. Ancak bir partinin parlementodaki etkisi, sayısıyla orantılı değildir. milletvekilleri ve senatörlerin büyük bir kısmı dağınıklık içindedir. Dosyalı ve belgeli muhalefet anlayışı, her nedense chp'lilerce bir türlü gereği gibi benimsenememiştir. 

CHP'li parlementerlerin her konuda belgeli ve dosyalı çalışması gerekmektedir. bilmiyoruz ecevit'in dışında kaç parlementer, örneğin şu mobilya yolsuzluğunun (demirel ailesinin hayali ihracatından bahsediyor. internette azıcık araştırmayla bulabilirsiniz) dosyasını tutmuştur. Kaç kişi sadettin bilgiç'in teşvik belgesi ile ilgili haberler kesilip dosyalara konmuştur? kaç milletvekilinde, demirellerin kredileriyle ilgili dosyalar bulunmaktadır? bunlar gazetelerde çıkan haber ve yazıların birer makasla kesilip dosyalara konulması kadar basit ve kolay işlerdir. 

Bir kısım CHP'lilerde "teorik" konuşma hastalığı vardır. Güncel ve ayrıntılı işlerle ilgilenmek, bu "teorik" partililere biraz küçültücü işler gibi gelmektedir. Oysa, bu düzeni halka bütün özellikleriyle anlatabilmek için, örneğin şu mobilya yolsuzluğunu iyice anlamak gerekir; teşvik tedbirleriyle milliyetçi partiler toğluluğuna sağlanan destek arasında bağ kurmak gerekir. Petrol şirketlerinin zam istemeleriyle, petrol bayii sahibi milletvekillerinin mallarını, mülklerini, işlerini, güçlerini, paralarını, pullarını iyice bilmek gerekir. Ve bunları anlatmak gerekir ... 

CHP yönetimi ile, parti dışındaki uzman kadrolar arasında da gereken ilgi kurulamamıştır. bazı "ahbap çavuş" ilişkileri dışında ülkede CHP'nin güçlenmesini, iktidar olmasını özleyen aydın beyin gücüyle sıcak ve yakın ilişkiler kurulmuş değildir. Bunlara chp kapılarını açmak, partiye güç verir. Bunun yerine ad ve soyadları nasırlaşmış politikacılarla ilişki kurmak mı gerekir acaba ? ... 

CHP örgütü, özgürlükçü bir demokrasinin en büyük güvence kaynaklarından biridir. bu tabanın nabzını elinizde tutmazsanız, örneğin baro seçimlerinde gider AP'lisi MHP'lisi, CGP'lisi ve MSP'lisiyle, aynı adayı desteklerseniz ve içlerinde partinizin üyeleri de olan adayları komünistlikle suçlayan yöneticileriniz olur. bu tabanın sesini duymazsanız, TRT danışma kurulunda CHP sözcüsü gider, 

"TRT'ye tenkitler azalıyor. bu bende, TRT'nin tarafsızlığından çok kalitelileştiği duygusunu uyandırıyor" deyiverir... 

Ecevit, duygu ve düşüncelerini bir "havan atışı" yaparcasına, çevresini aşıp halka götürüyor, halka ilerletiyor. nerede öteki chp'liler?... Nerede araştırma kurulları?... Ve nerede dağ köylerinden kent kahvelerine kadar yurdu karış karış dolaşacak yöneticiler?... 

Ülkemizde özgürlükçü bir düzen kurmanın yolu, sadece CHP'yi alkışlamakla değil, eleştirmekle açılabilir. CHP için derlenip toparlanma zamanıdır ...'' 

Evet Uğur Mumcu'nun CHP'ye yönelik saptamalarını okudunuz. Söz konusu seçimlerde CHP'nin ve sol'un oyları artmış, sağ oylar düşmüş, ama sağ oylar AP'de toplanmış ve buna mukabil AP'nin de oyları artmıştır. Uğur Mumcu bir önceki köşe yazısında sol'un bu yukarı yönlü gidişatından ötürü sağ destekli bir darbe girişimine karşı dikkatli olunması uyarısını yapmıştır.


Şimdi bir karşılaştıralım. 

1) Ülkenin demokratik ve refah bir düzene kavuşması için CHP'nin tek başına iktidar olması mı gerekir? Eh bunu bilmiyoruz. Şimdiye kadar başaramadı bundan sonra da biraz zor görünüyor. Uğur Mumcu yine bundan bir önceki yazısında kurtuluş için CHP'nin kamburu olan MSP koalisyonundan kurtulup tek başına iktidar olması ve ilkelerini gerçekleştirmesi gerektiğini söyledi. Gerçekten bu mümkün mü ? CHP tek başına iktidar olsa bile parti içi koalisyonu oldukça fazla olan bir parti. ne kadar istikrarlı bir yönetim sergiler soru işareti. Ama dediğim gibi; bunu bilemeyeceğiz büyük ihtimalle.

2) Sol'un yükselişi darbeyi getirdi mi? 12 Eylül darbesi ile bu analizin isabeti dolayısıyla tartışmaya lüzum görmüyorum.

3) CHP'nin örgütlenmesi. günümüzde CHP'nin karış karış anadoluyu gezdiğini söyleyebilir miyiz ? Eh doğudaki oy oranlarına bakarsak söyleyemeyiz. Bu uyarısından da ders alınmamış.

4) Yenilikçi bir kadro yerine ismi nasır tutmuş eski isimlerle kadrosunu doldurması. Deniz Baykal ve Önder Savlarla devam eden CHP bu eleştiriye de 40 yıldır kulak asmamış görünüyor.

5) Basın ve ajanslarla ilişkiler. Geçmiş olsun! (bkz: havuz medyası)

6) Teorik söylemler. Hala ve hala aynı söylemler, aynı ifadeler. Gündem oluşturamıyor diyoruz ya hani CHP'ye. işte bundan. Bir diğeri de yine her zamanki gibi... (bkz: havuz medyası)

Aslında daha yazılacak çok şey var da ilk etapta bunları yazdım. Uğur Mumcu'nun 40 yıl önce bas bas bağırdığı noktaları dikkate almadan CHP iktidar olma mücadelesi veriyor. Ve artık o dönem ki gibi bir sol seçmen kitlesi de yok, basında gücü de yok. Ve bunlar olsa bile bu hatalardan döndüğü de yok.

Senelerdir soruyoruz kim canına kıydı Uğur Mumcu'nun diye. Katili boşuna arıyoruz. Katil biziz. işaret ettiği yolsuzluklara göz yuman sağ seçmen, yapılan yanlışları ısrarla tekrarlayan sol seçmen, siyaset yapmasını bilmeyen CHP, vatanseverleri asan asker, halka silah doğrultan polis, sadece paralarını düşünen medya patronları, sermaye sahipleri ... Katil hepimiziz!



Veda etmeden önce, yazının başında belirttiğim özel kısma geçmek istiyor ve yazının bundan sonraki kısmını siz değerli okurlarımın huzuruna bırakıyorum...

20. yüzyılın ilk çeyreğinde Doğu'dan, Samsun'dan doğan güneşi -Cumhuriyeti- 'batıda' batırmak isteyen çoktu. Uygarlık saati, Orta Asya'nın steplerine geri yollanmak istenen aziz bir milleti gösteremezdi, göstermeyecekti. Ağız sulandıran toprakları bölüşmek isteyen kara sinekler, dört bir yanı tekrar sarmıştı. 

Gözleri kapatılan bir millete göz olmak istedi. Kulakları sağır eden savaş tam tamlarında kulak olmamazlık etmedi. Uzaktan yardımla ulusların sesini kısanlara inat ulusuna ses oldu.

Ortadoğu'da kim kurşun sıkıyorsa sözünü ona hedef belledi. Ak alından akan ter, kimin cebine düşüyorsa kalemi onu nişan aldı. Canı burnunda yetimin kim canını yakıyorsa hesabını soracaktı...

Parsel parsel satılmış basının müstakil nadir mensuplarından biriydi.
Bilinmezleri bildirdi.

Ve bir sabah...
Bilinmezleri bildiren adam, çok bilinen bir 'bilinmez'e şehit gitti.

1993 yılıydı, ocaktı.
24'ü gösterse mi göstermese mi kararsızdı takvimler.
Bütün sokaklar tüm betonlarıyla yalnız bir sokağa gözünü dikmiş bekliyordu.
Bütün katiller, ellerine bulaşacak aydın bir kan için geri sayıyordu.
Eller, yaratılışlarına ilk küfrü o gün ediyordu.

Bomba saymasa da hayat geri sayıyordu.
3 adım, 2 adım, 1 adım...
Ve bir kontak.

Bir ışığı parçalarına ayıran C-4'ün sesi yankılandı, kapısı az önce kapanmış binanın ışıksız duvarlarında.
Karlı Sokak, artık kanlı anılıyordu.
Güneş, gölgelere biraz daha yenildi; gölgeler, biraz daha yayıldı sanıyordu.

1993 yılıydı, ocaktı.
Göğe yükselen Mumcu'ya az önce kalkmış bütün kuşlar eşlik ediyordu.

Güneş'i gölgeleyebileceğini sananlar kıyı bucak gülüyordu.
Bedeninin girdiği o toprakta, yeni filizler yeşeriyordu.

Bir Mumcu gidiyor, ikisi geliyordu.
İkisi bitmemişti beşi geliyordu.

Bendeniz TipAdam.
Geliyoruz...


Anahtar Kelimeler: Uğur Mumcu hakkında her şey, Uğur Mumcu'nun katili kim, Uğur mumcu neden öldü, uğur mumcu neden öldürüldü, uğur mumcunun siyasi kimliği, uğur mumcunun atatürkle bağlantısı, uğur mumcu ve chp hakkında tüm yazılanlar, uğur mumcunun ölüm yıl dönümü
no image
  • Site Yorumları
  • Facebook Yorumları

4 yorum:

  1. Can kardeşim sana bir sorum vardı ama bu konu hakkında bilgisi olan arkadaşlarda cevaplarsa sevinirim soruma geçeyim.

    Başlarda amerika nın maşası olan erdogan simdi neden onlarla arası açıldı ve diger sorum
    Önceki yazinda da dedigin gibi eger yeni bir basbakan gelirse yada cumhurbaşkanı erdoğan seçilirse millet gene oh be kurtulduk mu diyecek yani gelen gideni aratıcak mı ? Şimdiden teşekkür ederim...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dışarısı tarafından içeriyi kontrol etmesi için yetkilendirilenler, pek çok neden itibariyle gözden düşebilirler. Bunlardan özellikle göze çarpan üç tanesi sorunu yanıtlamak için yeterli olur sanıyorum değerli dostum:

      1) Halkta oluşan rahatsızlık, ''tam bağımsızlık'' inancıyla sonuçlanır ve eyleme dökülürse Sistem tehlikeye düşer. Dolayısıyla halkın rahatsızlığını dindirmek, kısacası gaz almak için en kalıcı çözüm desteklenenin değiştirilmesi ve halkın ihtiyaç duyduğunu sandığı yeni bir soluğun ortaya çıkartılmasıdır. Eski CIA Türkiye Şefi Graham Fuller ''Türkiye'ye artık sol lazım'' dediğinde altını çizdiği de buydu. İnsanlar ''sosyal bir anlayış''a açlar artık. ''Sol'' derken artık sol olmayan birileri kastedilmektedir; kim olduklarını biliyoruz.

      Halk bu kadar rahatsızken halkı daha da rahatsız edecek darbeler vurulamaz. Bu nedenle ses değişikliği ile halka hissettirmeden darbeler vurulmaya devam edilir. Halk ondan da rahatsız olmaya başlayınca sıradaki tavşan yerine geçer...

      Halk seçilmişleri seçmeye devam eder ve demokrasiye kandırılır.

      2) Sistem'in devamlılığı için en yetkin güç Sistem'in kendisi olmak zorundadır. Aksi halde Sistem'in egemenliği yine tehlikeye düşer. Türkiye içerisinde sonradan sonraya nüfuzu fazlalaşan Turgut Özal'ın güç kaybetmesinin sebeplerinden biri de bu değil miydi?

      Sistem, büyük lokmayı yutamayacağının farkındadır. Bu yüzden, kişilerin ve hareketlerin küçük lokmalığı sürekli korunmaktadır. Büyüme gösterdiklerinde müdahale edilmektedir.

      3) Halk ''Oh be!'' diyerek bir süre daha sussun diye sonsuz bir çıkmaza hapsedilir. Ama her gelen ''Tam Bağımsızlık'' ve Ulusal Egemenlik için daha büyük düşmandır çoğunlukla.

      Sil
  2. Geliyoruz Tipadam... Allah haklının, hakkı yenenin, mazlumun yanındadır. Geliyoruz!

    YanıtlaSil

Yorum yaparken dikkat edilmesi gerekenler;

1. Türkçe yazım ve dilbilgisi kurallarına uyunuz.
2. Hakaret içeren yorumlarda bulunmayınız.
3. Yorumlarınızın konu ile alakalı olmasına çalışınız.
4. Yorumlarınızda yasa dışı hiçbir bağlantı linki vermeyiniz.
5. Yorum Formunu doldurduktan sonra Profil Seç -> ADI/URL bölümünden isminizi yazıp yorum yaparsanız size karşı bir hitap şeklimiz olur.
6. Kurallara uymayan yorumlar silinmektedir...

Top