Tipadam Dizi ve Film Yorumları

23 Eylül 2018 Pazar

The Handmaid's Tale


Benim adım...JUNE,SERENA,RITA,JENINE,ALMA,EMILY,MOIRA...
Benim adım...EDEN,RUBY,LYDIA,HOLLY,OFGLEN,OFFRED,OFSTEVEN...


 Büyük bir kesim tarafından dizi konusunun anlaşılmadığı fikri ortaya atılsa da şahsi fikrim şudur ki BU DİZİYE BA-YI-LA-CAK-SI-NIZ!! Tek taraflı bir konu işlenmiş olduğunu sanmıyorum, aksine her iki tarafında oldukça açık bir şekilde ele alındığını düşünmekteyim.
 Ufak bir girişten sonra diziye dönersek Damızlık Kızın Öyküsü Margaret Atwood tarafından 1985 yılında kaleme alındı ve dünya çapında bir üne kavuştu ama onu asıl ön plana çıkaran edebi eserleri değil kaleminden yankılanan şiddetli feminizm sesleriydi. Bugün bile hala yazardan bahsedilirken "feminist" yazar olarak adlandırılmakta veonun isminin önüne mutlaka bir etiket getirilmektedir. Bireysel olarak, kendi dünyasında kurduğu ve ona Üstopya adını verdiği mekanizma içerisinde yazılarını ele almasını feminizm ile bağdaştırdılar ve biz artık onu "Yazar Margaret Atwood" olarak değil "Feminist Yazar Margaret Atwood" olarak tanıyoruz.
 Damızlık Kızın Öyküsü yazıldığı tarihten bu yana birden fazla tartışmaya konu olmuş ve hala güncelliğini korumakta olan bir kitap. Peki neden hala güncel? Gerçekleşmesi imkansız gibi görünen olaylar silsilesi içerisinde aslında insanlığın ortaya çıkışından itibaren evrenin mihenk taşı gibi duran cinsiyetçilik sorununu ele alması bunun en önemli nedenidir. Düşünün bir 1985 yılında da insanlar kadın-erkek eşitliğini savunuyordu, 2018 yılında da hala tartışması alevli şekilde devam etmektedir ama ya 40 yıl sonrası içi ne diyebiliriz? Atwood bu romanı '85lerde yaşanan siyasi olaylardan etkilenip yazdığını belirtmekte, o dönemde ABD başkanlığına muhafazakar olarak tanınan Ronald Regan seçiliyor ayrıca Hristiyan dindar gruplarının etkisi artmaya başlıyor ve yazar tüm bunların karanlığı altında oluşturduğu kurgunun gerçeğe dönüşebileceğini vurgulamakta. Neden olmasın? Her şey bu kadar gerçeğe yakın ve bu kadar uygunken..
Damızlık Kızın Öyküsü'nün ana kahramanı Offred 70'lerde yaşanan olaylar için bir feminist uyarı olması dışında kutsal kitaplarda geçen cinsiyetçi ayrımlar için de bir karşı yorumdur. Kitapta sadece ABD içerisinde gelişen olaylardan esinlenip kurgular yaratılmıyor nitekim Romanya'da Çavuşesku yönetiminde doğurganlığı arttırmak için kürtaj ve doğum kontrolü yasaklanmış gene 1976 yılında Arjantin'de bir askeri darbe ile yönetimi devralan askeri cunta, muhalifleri öldürüp çocuklarını bazı seçkin ailelere vermişti böylece romanda geçen alt sınıfların çocuklarının yönetici sınıflara verilmesi fikri buraya dayanıyordu.

 Kitap 2 kere ekranlara uyarlandı. İlk uyarlama 1990 yılında sinemaya uyarlanmış ve maalesef başarılı oldukları söylenemez. Filmin yönetmeni Alman kökenli olan Volker Schlöndorff senaryoyu basit bir cinsel gerilim olarak düşünmüş ve bu orijinale göre büyük bir sapma yaşatmıştır. Her şeyden önce kadınların direnişi daha yumuşak ele alınmış ve hatta işi abartıp kadın eylemlerinin gülünç bulunabileceğini öne sürebilirim rahatlıkla. Modern uyarlama ile '90ların filmi arasında damızlıkların başlarına taktıkları şapkaların belirgin biçimde farklılaştığı görülmektedir. Yönetici sınıfındaki kadınların kıyafetleri de maviden yeşile dönüş yapmıştır. Dizi versiyonunda günümüzle bağlantı kurulabilmesi için sahne aralarında teorik yönetim anlayışından önceki yaşamlardan kesitler sunulmuş ve dizide kullanılan ışık harika, yönetmen Rönesans ışığını tercih etmiş ve karanlık atmosfer içinde inanılmaz güzel simetriler ile bunu harmanlamış. Kesinlikle perspektif şölen sunuluyor bizlere..
  Hristiyan köktenci dinciler bir askeri darbe ile hükümeti devirip Gilead Cumhuriyetini kuruyorlar ki bunların çoğunluğunun askeri kökenli olmaları yani ordudan olmaları bu darbeyi gerçekleştirmelerine çok güzel zemin hazırlamıştır. Kendilerine yönetici sınıfı adını veren bu darbeciler dine dayalı bir yönetim sistemini benimseyip en tuhafı olan kiliseleri yakıp biraz da kendi eklemeleri ile Hristiyanlığı yeniden yazıyorlar. Yönetici sınıfından olan kadınlar yani konutanlar ve diğer askeri düzeyde olan erkeklerin eşlerin çoğu bir toksit maddesi yüzünden zehirlenip kısırlaşmışlardır. Alt sınıftan olan kadınlar doğurganlık özelliğine sahiplerse eğer bu erkeklerin evlerine DAMIZLIK olarak veriliyor ve tek görevleri onlara "biyolojik donanımları" ya da argo ağzı ile doğuracak yaşlarının sonuna kadar çocuk yapabilmek.Seksten -ki dizide bu olaylar tecavüz olarak işlenmiş- haz almaları yasak ve ne ironidir ki ilişkiler de erkekler zevki doruk noktalarında yaşayabilirken -en önemli detay; kendi eşlerinin gözlerinin içine bakarak başka kadınlarla beraber olurken- kadınların zevk almaları ya da daha yumuşak hali olan duygularını sergilemeleri yasaklanmıştır.
 Benim en çok dikkatimi çeken şey diziyi kadın direnişi ve doğal olarak feminizm ile bağdaştırmalarıydı, evet yazar feministti fakat bu eserinde feminizmde yer yoktu. Aksine kadın direnişi yerine kadınların birbirleri ile olan rekabetleri ön plandaydı, Damızlıklarla komutanların kadınları bir tür yarış halindedirler. Kadın dünyası aksine erkek egemen muhafazakar bir rejim ortaya sunulmakta, kadınların hakları üreme ile sınırlanmış ve bir çocuk sahibi olabilmek için; ırkın devamı neslin sürekliliği ve soyun bütünlüğü için şiddet yoluna başvurulan bir egemenlik anlayışı. Elbette topu erkeklerin üzerine atmak tamamen mantıksız çünkü görülüyor ki; kadınlar da bu rejim değişikliğini destekler nitelikteler.

 Başrollerinde Elizabeth Moss, Joseph Fiennes, Yvonne Strahovski,Samira Wiley gibi isimlerin yer aldığı dizi bazı eleştirmenlere göre romandan daha iyi bir sunumla karşımızdadır, 1990 yılında çekilen filmde kitabın orijinaline sadık kalınmıştır ve biraz önce bahsettiğim renk değişimi modern uyarlamada gerçekleşmiştir. Hikaye güncele uyarlanmaya çalıştığı için kadınların ya da erkeklerin geçmiş yaşamlarından sunulan kesitler de güncel. Mesela June bir editör, Tiner denilen eşleşme ile partner bulma uygulaması kullanıyor, daha sonraları bloklanacak olan kredi kartları kullanıyor ve sonra tüm olaylar değişiyor. Bir sosisçinin önünde Moira ile tanışıp evlendiği kocasından ayrı kalmak zorunda kalıyor, çocuğu başka bir aileye kendisi de Amerika Birleşik Devletleri üzerinde kurulan Gilead isimli ülkede daha önceden doğum yapmış kadınların üretime dahil edildiği sisteme zorla sokuluyor. Bir çok sözcük yasaklanmış, bir çoğu da değiştirilmiş; "iyi günler" artık "tohumun kutsansın". Kişisel iletişim yasaklanmıştır, merhaba, nasılsın gibi bireysel kelimeler sistemin dışına iteklenmiştir haliyle bunları kullanan insanlar da sistem dışı sayılıp, cesetleri duvarlarda sallandırılıyor. Kadınlar her ay doğurganlık dönemlerinde komutanları tarafından tecavüze uğrarken evin hanımlarının açık olan bacakları arasında damızlıkları bileklerinden tutulmuş halde uzanıyor.
 Elizabeth Moss'un hayat verdiği Offred (Of tüm damızlıkların kodu ve devamında gelen isim ise kimin evinde olduğunu belirtiyor. Örneğin; Offred, Of-Fred'dir yani komutan Fred'in hanesine aittir.) dizide durumu kabullenmeyen kadın figürlerinden biridir. Rejim düzeninden rahatsız olan bir grup erkeğin kurduğu gizli örgüt olan Mayday'in çalışmalarından haberdar oluyor ve Mayday bir çok kez Offred'i bulunduğu yerden çıkarma çalışmaları yapıyor, hepsinde başarısız olan Offred hamileliğinden dolayı cezalandırılmadan kurtuluyor. Kadınların erkeklerin aksine aynı kıyafetleri giymesi bir ordu oluşumu izlenimi vermektedir, Offred'in dediği gibi; "ORDU OLMAMIZI İSTEMİYORLARSA BİZE ÜNİFORMA VERMEYECEKLERDİ."
 Rejimde LGBTİ+ bireylere yer yok ki bunu gerek gerçekleşen olaylarda gerekse duvarlarda sallanan cesetlerden anlayabiliyorsunuz. Duvardaki bedenlerin kafalarına geçirilmiş çuvallarda minik bir üçgen var. '45lerin Almanyası'nda cinsel tercihlerinden dolayı toplama kamplarına götürülen insanlara da yine böyle üçgen şeklindeki damgalar vuruluyordu. Damızlıkların tek yapabildiği şey cansız bedenlere bakıp yaşamın ne kadar önemli olduğunu anlamak ve Tanrı'ya (!) şükretmekti.
 Eğer ki kadınlar damızlık olmayı istemiyorlarsa ikinci bir seçenekleri var; Genelev. Kadınların çoğu profesör, sosyolog, gazeteci vb. ve bilin bakalım bu genelevlerin müdavimleri kimler? Komutanlar. Genelevler şehrin dışında olduğu için belli bir yerden sonra kadınların giriş-çıkışı yasaklanmıştır ve komutanlar oraya eşleriyle dahi gidemezler.


 Kadınlar hatta Damızlıklar kuralları uygulayan değil, onları yapan sınıf olmak istiyorlar. Lydia Teyze'nin bir söylemi rejimin kadın haklarını kısıtlamaya dayalı olduğunu gayet iyi yansıtıyor:


Kızlar! Özgürlük tek çeşit değildir. Bir, bir şeyden azade olmak vardır, bir de bir şeyi yapabilme özgürlüğü. Anarşi günlerinde yapabilme özgürlüğü vardı. Şimdi size azadelik verildi. Bu Tanrı'nın nimetidir. O'nu hafife almayın.

...

 Kadınlar satılmak istiyor, sadece doğursun diye. Kadınlar değerli görülüyor, sadece doğuruyor diye. Kadınlar üzerindeki iktidar mücadelesi günümüzde ABD'den, Polonya'ya ve Türkiye'ye kadar hemen hemen yeryüzünü kaplayan geniş bir alanda hüküm sürüyor. "En az 3 çocuk" doğrulmasını salık verenler ve evli olmayanların kürtaj hakkını elinden alanlar ile çalışıyorum diye anneliğinden vazgeçen kadınlar, kendilerini kadın olarak görmüyorlar onlar yarımlardır, eksiklerdir diyenlerin bizlere yakın zamanda bir Gilead Cumhuriyet'ni kuranlar aynı elden yol almaktadırlar. 











The Handmaid's Tale
  • Yorum Yap
  • Facebook ile Yorum Yap

0 yorum:

Yorum Gönder

Yorum yaparken dikkat edilmesi gerekenler;

1. Türkçe yazım ve dilbilgisi kurallarına uyunuz.
2. Hakaret içeren yorumlarda bulunmayınız.
3. Yorumlarınızın konu ile alakalı olmasına çalışınız.
4. Yorumlarınızda yasa dışı hiçbir bağlantı linki vermeyiniz.
5. Yorum Formunu doldurduktan sonra Profil Seç -> ADI/URL bölümünden isminizi yazıp yorum yaparsanız size karşı bir hitap şeklimiz olur.
6. Kurallara uymayan yorumlar silinmektedir...

Top